Siirt’in Bağrına Düşmeye Ferman Gerekmez

Mega kentlerde, zamanla yarışan insanlar için Anadolu şehirlerinin sade yaşamı çekici gelir.

Ailenizde, zorunlu tayin dönemleri olan bir devlet memurunun olması avantajlıdır. Hemen her bölgede farklı bir şehir tecrübesi yaşarsınız. Farklı kültürlerin insanlarıyla kaynaşmak, kendi ülkenin insanını anlamak için ortam sağlar.

Uçakla seyahat etmenin heyecan veren yönü, ilk defa göreceğiniz bir yeri kuşbakışı analiz etmektir. Güneydoğu Anadolu’nun şirin şehrine iniş yapıyoruz. Siirt’in bağrına düşmeye ferman gerekmez; ‘’Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.’’

İbn Haldun’un ‘’Coğrafya kaderdir.’’ Sözü derindir. Şehirler, insanlık tarihinin uzun yıllar süren tecrübesi sonucu şekillenen, onların gelişimine tanıklık eden kadim mirasımızdır. İnanç, gelenek, tutsaklık, hürriyet, demokrasi, değerler şehirlerin bağrında yoğurulur. İnsanın yüreğine dokunmadan, medeniyeti tahayyül etmek, şehrin dilini anlamak mümkün değildir.  Anlaşmak için anlamak gerekmez mi?  

Mega kentlerde, zamanla yarışan insanlar için Anadolu şehirlerinin sade yaşamı çekici gelir. Tatlı baharın seher vaktinde, kuş şakımaları, tertemiz bir havayı teneffüs etmek, alışılmadık sakinlik sokakların davet kârlığı, sabah yürüyüşüne çıkıyorum. İlk dikkatimi çeken, son derece mutlu olduğum şahitlik, adım başı karşıma kocaman bir okulun çıkıyor olması ve hemen hepsinin bahçelerinin güzelliği, rengârenk güller, ağaçlar.

Ana caddeye bağlanan bir mahalle muhteşem kokusuyla içine çekiyor. Kendimi iğde ağacının altında çocukluğumla sarmaş dolaş buluyorum. En son ilkokul yıllarında kokladığım, dokunduğum iğde ağacıyla buluşmanın verdiği duygu tarifsiz. Akasyalar, zeytin ağaçları, üniversite bahçesinde Siirt fıstık ağaçlarını incelerken, bir küçükbaş hayvan sürüsünün mahalle arasından geçmesi sabah neşesi oluyor. Şehrin simgesi Siirt Saat Kulesi’ne kadar yürüyorum.

Dağları kucaklamanın sabırsızlığını çekiyorum. Yol bizi nereye götürüyor bilmeden, her adımda durup, gelincikler arasında kayboluyor, çalı güllerini kokluyor, meşhur Siirt fıstık ağacı ile yakından müşerref oluyorum. Muhteşem flora keşfimizi, Botan Vadisi’nin güzelliklerini ayaklar altına seren Tillo Kalesi Cam Seyir Terası tamamlıyor. Rasıl Hacar (Delikli Taş) muhteşem manzarası yanı sıra doğal oluşumu ile de bir tabiat harikası olarak göz dolduruyor. Kaplıca severler için Sağlarca (Billoris) Kaplıcası şifa dağıtmayı bekliyor.   

1515 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Siirt, hızlı şehirleşme ve özellikle İslam âlimlerinin çokluğu nedeniyle çok sayıda türbeye ev sahipliği yapmakta, bu nedenle de ‘’Azizler Diyarı’’ olarak bilinmektedir. Ulu Cami/Çinili Minare, Cumhuriyet (Hıdr-ül Ahdar) Cami, Veysel Karani Türbesi, Şeyhul Hazin Hazretleri Makamı, Şeyh Muhammed Kazım Türbesi, Sultan Memduh Türbesi dini turizm amaçlı çok sayıda ziyaretçi tarafından ilgi görmektedir.

Siirt’in Tillo ilçesi, ‘’evliyalar diyarı’ ’olarak adlandırılır. Süryanice’de ‘’Yüksek Ruhlar’’ anlamına gelen Tillo, İsmail Fakirullah Hz. ve İbrahim Hakkı Hz. gibi büyük ilim insanlarının yaşamış olduğu bölge olarak kültürel açıdan öne çıkar.

İsmail Fakirullah Türbesi, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici listesine eklenmiştir. 1734’te vefatının ardından, çok üzülen talebesi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri:

‘’Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?’’ diyerek, hem astronomik hem mimari çalışmalara başladı.

18. yüzyılda yaşamış önemli bir ilim insanı olan İbrahim Hakkı, ‘’ışık hadisesi’’ dediği şaheseri için uzun bir çalışma süreci geçirmiş ve hocasına çok özel bir türbe yapmıştır. Işık hadisesi her yıl gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde, bu türbede gerçekleştirilmektedir. Ekinoks tarihlerinde, kalenin arkasındaki vadiden yeni doğan güneşin ilk ışıkları harçsız taşlardan yapılan duvara çarpar ve türbenin tümünü gölgede bırakır. Sadece duvardaki pencereden geçen güneş ışınları, önce türbe kulesi penceresine oradan da kırılarak İsmail Fakirullah Hazretleri sandukasının başucuna doğar. Bu hadiseyi kaçırmak istemeyenlerin yoğun katılımı olurken, programa katılan vatandaşlara çay, çorba ve simit ikramında bulunulur.

  Siirt usulü kitel içli köfte, kuru patlıcan biber dolması, perde pilavını mümkünse Anadolu kadınının hünerli ellerinden yemek ayrıcalıktır. Yüz yıl öncesinden kervancılar Siirt’te bir gece konaklarmış, gün ağarmadan yola koyulacakları için sabaha nazır büryan dükkânlarına damlarlarmış. O gün bugündür gece yarısı hazırlıklara başlayan büryancılar gün ağarmadan büryan ziyafeti için konuklarını beklemektedirler. Siirt’e gidip de büryan yemezseniz şehir arkanıza düşer benden demesi…

Hülya Günay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir