Kaleiçi’nde Tarihin İzinden Yürümek

Kesme taştan yapılan bu zaman kulesi, nice buluşmalara, nice can yakan ayrılıklara şahitlik etmiştir.

Büyülü bir coğrafyanın zamana vurduğu kadim mühürdür Antalya’nın hafızası olan Kaleiçi… Bu hafızadan yansıyanlar gönül aynamızın nostaljik akisleridir. Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin müşterek eseridir Kaleiçi, nam-ı diğer Attalia… Milattan sonra 130 yılında Roma İmparatoru Hadrianus adına yaptırılan Üçkapılar’dan girilir zamana ve moderniteye direnen bu sıra dışı iklime. Tarihî dokusunu muhafaza ederek bugünlere gelebilen Kaleiçi, şehrin gülen rüyasıdır kesme taşlarda. Ceddin bu şefkat iklimine girenler, sanki zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissederler kendilerini.

Tarihin yorgun nabzı atar mâzinin aynası Kaleiçi’nde. Zaman sonsuzluğa akar gibidir burada. Yirminci asrın ilk senesinde Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından II. Abdülhamit şerefine yaptırılan Saat Kulesi, bugün de ihtişamını muhafaza ederek zamanın kutlu tanığı olur. Burada zamanın içinde mi, yoksa dışında mı olduğunuzu anlamakta güçlük çekersiniz. Kesme taştan yapılan bu zaman kulesi, nice buluşmalara, nice can yakan ayrılıklara şahitlik etmiştir. Taşlar taş olmaktan çıkıp yufka bir yüreğe dönüşmüştür kim bilir?

Kale Kapısı’ndan Kaleiçi’ne giden güzergâhta yer alan, zemini kesme taşlarla döşenmiş Uzun Çarşı’da; halıcılar, dericiler, seyyar tezgâhlar umutla bekler müşterilerini. Rengârenk hediyelik eşyalar gözlerinizi kamaştırır. Ne alacağınıza karar vermekte güçlük çekersiniz. Nice acı tatlı öyküler saklıdır bu kadim sokaklarda. Yüksek taş duvarlarla çevrili dar sokaklar, modernitenin can sıkıcı metalik havasından uzak tutar sizi. Ceddin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüyle özetlediği bir medeniyet ikliminde doyasıya soluklanırsınız.

Kaleiçi’ndeki cumbalı eski Antalya evleri bambaşka bir güzellik kadar mekâna. Baharla birlikte açan limon çiçeklerinin mis kokusu portakal ve turunç ağaçlarının kokusuna karışır. Bu rüya ikliminde kaygılardan azade uyumak istersiniz son uykunuzu.

Kaleiçi’nde taşın ve ahşabın görkemini ve sıcaklığını yansıtan geleneksel mimarimizin yüz akı evler sarıp sarmalar sizi. Bu evleri görünce, aşırı güvenlik önlemleriyle adeta modern bir hapishaneyi andıran bugünkü modern sitelerde yaşamadığınıza şükredersiniz. Kaleiçi’nde bir Osmanlı mahallesinde olmanın emniyetini ve nostaljisini yaşarsınız doyasıya.

Kaleiçi deyip geçmemek lâzım. Antalya’nın düne bakan mütebessim yüzüdür bu masum mekân.   Burada her evin müstakil bir bahçesi vardır. Bu bahçelerde uzayıp giden ağaçlar, mekânı daha insanî ve yaşanılır kılar. Kadim mahalle kültürünün günümüze yansıyan izlerini görünce burada doğup büyümenin bir bahtiyarlık olduğunu daha iyi anlasınız.

Kaleiçi’nde olmak, büyülenmek için yeterli bir sebeptir. Zira on dakikalık zaman diliminde yüzyıllardan yüzyıllara zaman ötesi yolculuklar yaparsınız bu kadim diyarda. Mâzi, hâl ve istikbal arasında nice köprüler kurulur bu esrarlı coğrafyada. Bir ayağınız Roma’da, bir ayağınız Bizans’ta, bir ayağınız Selçuklu ’da ve bir ayağınız da Osmanlı’dadır sanki.

Tarihî kimlikleriyle dikkat çeken Kaleiçi’ndeki butik oteller misafirlerine ev rahatlığını aratmaz. Antalya’nın bacasız sanayisine hizmet eden bu butik otellerde kendinizi misafir değil, ev sahibi gibi hissedersiniz. Anadolu’nun birbirinden güzel yüzlerce damak lezzetini içinde barındıran zengin mutfağı, mutfağınız olur. Mideniz bayram eder adeta. Mızrabın telle vuslatı, ruhunuzu adeta kanatlandırır. Burada başınızı koyduğunuz yastıktan daracık sokakların egzotik siluetini seyre dalar, mekânın ruhaniyetini içselleştirirsiniz.

Kaleiçi’ni dolaştığınızda, Bursa’dan sonra burada da ikinci bir zaman olduğuna dair vehimlere kapılırsınız. “Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında” dizeleri hissiyatınıza tercüman olur. Takvimle ve saatle ölçülemeyen muayyen ve yekpare bir zamandır bu…

Kaleiçi geceleri, eğlencenin zirveye çıktığı sıra dışı zaman dilimidir. Eğlencenin doruğa çıktığı bu gecelerde Akdeniz’in mavi nefesini ensenizde, dalgaların musikisini kulaklarınızda hissedersiniz. Burada geceler zifiri değildir. Bir ucu aydınlığa açılır. Eğlenerek geçirilen her gece, nice umutları gönül heybesine dolduran sabahın müjdecisidir.

Kaleiçi’nde pencerenin perdelerinden süzülüp içimizi ısıtan güneşin ilk ışıklarıyla yeni bir güne ve yepyeni umutlara “merhaba” demek, hazların en güzelidir. Güneşin doğduğu saatlerde Kaleiçi’ndeki Kırk Merdivenler’den inip Yat Limanı’na varmak, burada birbirinden güzel yelkenlileri, sandalları ve yatları seyre dalmak, ömürde bir kere de olsa yaşanılması gereken doyumsuz bir keyiftir. O demlerde güneşin masmavi sulara akseden ziyası, ilâhî bir fırçadan çıkan latif bir manzara oluşturur. Limandaki balıkçıların umutla ve iştahla (Ak)denize açılışlarına şahit olmak bu tablonun devamı niteliğindedir. Ötede Mermerli Plajı’nda masmavi suların seyrine dalmak, bu eşsiz tablonun finalidir sanki…

M. Nihat Malkoç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir