İzmir’de Ezan Bir Başkadır

Emir Çaka Bey, Malazgirt Zaferi’nden 10 yıl sonra İzmir’i fethederek, İstanbul’un fethinden yaklaşık dört asır öncesinde İzmir’i ezanlarla buluşturmuştu.

Vapurdan inip, yürümeğe başladığımda, öyle bir ezan okunmaya başlamıştı ki; adeta yere çakılıp kalmıştım ve hareket etmek istememiştim… Allah’ım, o ne muhteşem ezandı! Sanki hava zerreleri okunan ezandan gül goncaları yüklenmiş ve hediye paketi yapılarak kulaklarıma öyle gönderilmişti… O gül goncaları ruhumda öyle bir açılmıştı ki; ruhum bedenimden ayrılmış, sanki gül deryasına girmiş ve kulaklarım o muhteşem rayihayı – ezanı en derin şekilde koklamıştı… O ezan, yorgunluk ve moralsizlikten ölmüş gibi olan duygularıma İsrâfil (a.s.)’ın Sûr’u gibi olmuştu. Ezan bittikten sonra, bir gölge bulup, oturmuştum ve düşüncelere dalmıştım…Anadolu’nun doğudan ve batıdan olmak üzere iki kapısı vardır. On yıl arayla o kapılar imanın şecaatiyle açılmış ve Anadolu İslam’ın cereyanıyla temizlenerek, İstanbul’un fethine ilk adım atılmış olmuştu… Emir Çaka Bey, Malazgirt Zaferi’nden 10 yıl sonra İzmir’i fethederek, İstanbul’un fethinden yaklaşık dört asır öncesinde İzmir’i ezanlarla buluşturmuştu. Benim için Hz. Ömer (r.a) döneminde Erzurum’da ilk okunan ezanlar ve Malazgirt’den sonra İzmir’de ki ezanlar bir başkadır… İstanbul’dan dört yüz yıl önce, ezan İzmir’in semalarına ve dağlarına Çaka Bey tarafından altından çekiç ile çakılmıştır… Ne Yunan, ne de emperyalist tohumlar, İzmir’in dağlarından ve semasından, o tevhid ilânnamesi olan ezanları kazıyıp atamamışlardır… Anadolu kapısı ve İzmir kapısı olmadan İslâm bu toprakları yurt edinemezdi ve İstanbul’a mührünü vuramazdı. ..İzmir’de ezanlar şunu da der: Sahipsiz ve lâyemut değilsiniz… Her amelinizden hesaba çekilecek siniz! Ve minarelerden yükselen ezanlar, gurbette de olmadığımızı vatanımızda olduğumuzu hatırlatır, çünkü her ezan okunan yer Müslümanların yurdudur; ezan vatanın manevi sancağıdır… İzmir’de, gündüz mesailerini aralıksız olarak gece de devam ettiren çekirgelerin sabah ezanıyla ara verdikleri zikri martılar devralır ve çığlık çığlığa namaza davet ederler… İzmir’de İstanbul’dan fazla,  Çukurova’dan ehven sıcaklıkla sonbahar yaşanmadan kışa girilir… Sonbaharın gelişi havadan değil, vefat etmiş yaprakların cenazelerinin yerlere düşmesinden anlaşılır. Her yerde gençlerin namaz kılması güzeldir ama İzmir’de gençlerin namaz kılması ve iffeti şehrin bezeğidir – süsüdür… İzmir, malum tehlikeleri bol olan bir ileri karakoldur ve iman siperini hatırlatır… İfsat komitelerine rağmen, bir asırdır, İzmir mukaddesattan koparılamamış; zikri, tespihi, tefekkürü bol bir şehir olmaya devam etmektedir. İnşallah bir gün, başka güzellikler, şimdi ki görüntü ve gürültüleri bastırmasıyla, daha görünür ve işitilir olacaktır. Bütün şehirler gibi İzmir’i de ecdadımızın yaşattığı gibi yaşatmaya borcumuz var! Evet, İzmir’de ezan bir başkadır. Sayıları artan namaz aşığı, oruç aşığı gençler bir başkadır… Kordon’da sistemimize takılan tam altın görünümlü güneşin paydos edişi, batışı bile bir başkadır. Alsancak Hocazade Camii’nden gelen akşam ezanını dinlemek bambaşkadır. İmbat esintisiyle Hacı Mustafa Beşikçioğlu Camii’nde cuma kılmak, namaz sonrası denizi seyrederek sohbet etmek bir başkadır. Kalabalıkta, Kemeraltı’nı Samanyolu’nu gezer gibi gezip, yorulduktan sonra bir yıldıza – camiye kapak atıp, namaz ile soluklanmak, secdede alnı yere koyup, yüce Allah’a yakınlaşmak ne güzeldir. Hisar Camii’nden, Kestanepazarı, Başdurak Camii’nden yükselen öğlen ve ikindi ezanlarının manevî vantilatör olması ve manevî serinleyerek camiye yürümek ne güzeldir. Sohbet akşamında, Çorakkapı – Basmane Camii’nden yükselen yatsı ezanın o günkü kirlerden arınmaya vesile olması ne güzeldir…  Son söz: İzmir’de ezan da, kulluk ve dostlukta bir başka güzeldir… Güzellik tam kemâlâta ermemiş ise kusur bizdedir… 

Selahattin Gezer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir